9 Ağustos 2012 Perşembe
İkinci Çocuk?
Bugünlerde kimi görsek hemen ikinci çocuğu soruyor. Durun daha birinci yeni 1 yaşını doldurdu, yemesi dert, uykusu problemli. Geçtiğimiz bir sene nasıl geçti anlamadık bile. Hala uykuya hasretiz. Hala ev dandini. Hala mutfağın yerleri kırıntı ve yemek artığı içinde. Hala Alaz'ın altını bezliyoruz. Hala iki gece birine bırakıp da dışarı gidemedik karı-koca.
Öte yandan keşke maddi/manevi (maddiyattan daha önemli bence) imkanım olsa da 2, 3, 4.yü doğursam. Tabii bir 10 yaş kadar da genç olsam! Gerçi o zaman da ne bu maddi imkan elimizde olurdu ne de bilgi çocuk yetiştirmek için.
En merak ettiğim, ikinci bebek de ilki kadar seviliyor mu? Alaz'ı öyle çok seviyoruz ki, gözümüz başka birşey görmüyor o etraftayken. İlgimiz üzerinde hep. Her yaptığı her dediği olay oluyor evimizde. Peki ikinci bebek gelse, o zaman ne oluyor? Sevgi ikiye mi bölünüyor? Alaz'ı bundan daha az sevebileceğimi hayal edemem. Öte yandan ikinci bebek de candan bir parça. Bir insan kaç çocuğa karşılıksız ve sınırsız sevgi verebilir? Biz küçükken sorduğumuzda ki bazen hala söyler, 'Baş parmağımı da kessem acır, işaret parmağımı da, ikisi de aynı oranda acır' derdi. İkimiz için de aynı oranda üzülüp sevindiğini, sevgisini anlatmak istediğinde.
Bazı arkadaşlarım var; kimi 2.5 yaş arayla ikinciyi doğuran (kardeşimle benim aramız da 3 yaştır), kimi 8 yaş arayla. İkisinin de avantajları ve dezavantajları çok ve farklı! İlk bebeği bir şekilde planlıyor veya planlamıyorsun. Ne çıkacağı, neler olacağı sürpriz yumurta! İkincideyse başına gelecekleri bile bile lades diyorsun. Biz de bazen küçücük (ki bizimki de hala küçük sayılır) bir bebek gördük mü, 'Aaaa' deyip gülen gözlerle birbirimize bakıyoruz eşimle. Bazense 'Ne ikincisi ya? Alaz bize yetti de arttı!' oluyoruz yorgun gözlerle bezmiş bir halde. Biz iki kardeşiz ve keşke daha çok kardeşim olsaymış diyorum hep. Alaz'a da bir kardeş lazım er ya da geç; ama yakın zamanda olmayacağı kesin :)
Resim: http://www.flickr.com/photos/87archie/3867498756/
19 Haziran 2012 Salı
Kek ve Çay
Nicedir bir akşamüzeri (en azından anne olduğumdan beri 11 aydır) çayımla kekimle bir keyif yapmamıştım. Tam da şu an yaparken 'bunu yazmalıyım' deyip iş çıkardım gene kendime. Olsun, yazmak da bir keyif, hele de bebek mışıl mışıl uyurken...
Keki de ben yaptım hazır değil. Warm chocolate fudge cake; babalar günü hediyesiydi eşime.
Tarifi;
1- 140gr çikolata ve 50gr margarin benmari usülü eritilecek
2- Bir bardak toz şeker ilave edilip karıştırılacak
3- Kaynamış sıcak 100ml su da karışıma eklenip karıştırılacak
4- 250gr un, kabartma tozu ve 2 kaşık kakao önce birbiriyle karıştırılıp, sonra da çikolatalı karışıma ilave edilecek
5- Hazırlanan karışım yağlanmış fırın tepsisine dökülecek
6- Bir yumurta çırpılıp tepsideki karışıma yedirilecek
7- İkinci yumurta çırpılıp o da tepsideki karışıma yedirilecek
8- 160C ısıtılmış fırında 35 dakika pişecek (Benim fırına 35dk fazla geldi, üzeri sünger gibi bastırılınca inip geri gelecek)
9- 10dk dinlenmeye bırakılıp üzerine pudra şekeri serpilecek
10- Dondurma, krema, meyve ne isterseniz onunla servis edebilirsiniz...
Afiyet, bal ve şeker olsun!
6 Haziran 2012 Çarşamba
"Kadına Şiddete Hayır" Eylemine Katıldım
Türkiye ziyaretimiz sırasında Burhaniye'de olduğum günlerde kürtaj konusu çıkmıştı ortaya. Nasıl olur ne hakla derken bir de baktık Mayıs ayında Burhaniye'de iki kadın, anne ve kızı namus yüzünden öldürülmüş. Kadın cinayetlerine ve kürtaj yasağına buradaki kadınlar ve erkekler de HAYIR diyordu. Ben de annemle Alaz'ı da alıp katıldım bu eyleme yerel 150 kadar kişiyle. Hatta bir turist kafilesi de Cumhuriyet Meydanı'nı geziyordu o sırada. Neler oluyor diye meraklandılar, anlatılınca işin aslı onlar da birer pankart kaptılar. İşte Burhaniye Belediyesi Kadın Danışma Merkezi Sorumlusu'nun içimize işleyen konuşması:
Son yıllarda ülkemizin pek çok yerinde olduğu gibi, Burhaniye’mizde de iki kadın cinayete kurban gitti. Birçok cinayette olduğu gibi, bu cinayetler de namus maskesi ile işlendi.
Çocuklara tecavüz edenlerin hafif cezalarla kurtulduğu, karakolda tecavüze uğrayan kadının adı açık açık yazıldığı halde, tecavüzcüsünün adının saklandığı ülkemizde, iki kadın daha namus adına öldürüldü.
Onlarca kişi tarafından küçücük çocuklara tecavüz edenlere “çocuklar istediği için birlikte oldu” diyerek ceza indirimi uygulayan zihniyet, bu kadınlar kendilerine dayatılanı istemedikleri için onlara bu ölümü hak gördü. Zihniyet diyorum çünkü, bizim için önemli olan kadını öldüren el değil, o ele o hakkı veren zihniyettir.
Bir süredir sistemli olarak, ülkenin geleceğini değiştirmek isteyenler, kadına sormadan, kadın adına kararlar almaya başladılar. Kadına kaç çocuk istediğini sormadan, kaç çocuk doğurması gerektiğini söyler oldular.
Oysa biz biliyoruz ki, bir ülkeyi köleleştirmenin yolu, kadını köleleştirmekten geçer. Kadın doğurup eve kapansın ki, iş hayatından çekilsin. Kadın iş hayatından çekilsin ki, erkeğe muhtaç olsun. Kadın erkeğe muhtaç olsun ki, haklarını isteyemesin. Sussun, suskun çocuklar yetiştirsin.
Her gün, hatta günde beş kez “bir kadın cinayeti daha” başlıklı haberler alıyoruz. Kimimiz erkek şiddeti ve erkek egemenliğine rağmen hayatlarımızı değiştirebiliyor, kimimiz tek başına bırakılıyoruz ve maalesef kimimiz boşanmak istediği, yeni bir hayat istediği, itaat etmediği için, en yakınımızdaki erkekler tarafından öldürülüyoruz. Şiddetle mücadele ettikleri, savcılıklara başvurdukları halde, yargıdan medyaya, yasamadan yürütmeye hiçbir kurum üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmediği için, kadınlar göz göre göre öldürülüyorlar.
Kurtuluş savaşında ülkemizi ve ulusal bağımsızlığımızı savunmak adına, sizinle omuz omuza savaştık. Siz öldünüz bizde öldük.Siz yaralandınız yaralarınızı sardık.Cepheye aşınızı,ekmeğinizi merminizi taşıdık.Biz birlikte özgürleştik.Şimdi birileri kalkmış bize sen içeride kal diyor.Ülkeni savunan sen, bedenini savunamazsın diyor. Ülken adına her karara katılan sen, artık kendin hakkında karar veremezsin diyor.Sen namusuna sahip çıkamazsın diyor ve erkekleri başımıza namus bekçisi dikiyor. Aslında sistem yalnızca kadınları değil, siz erkekleri de işlevsizleştiriyor. Sizler biz kadınların namusu ile uğraşırken işinizi kaybediyorsunuz, haklarınızı kaybediyorsunuz, ülke topraklarını kaybediyorsunuz. Aslına bakılırsa hepimiz kaybediyoruz. Susan her kadınla siz de susuyor, ölen her kadınla siz de ölüyorsunuz.
Ama artık biz ölmek istemiyor, sizlerin de büyük katillerin tetikçileri olmanızı istemiyoruz. Sizleri yalnızca kadınları değil, hepimizi kurtarmak adına özgürleşme hareketine davet ediyoruz.
İktidar sahipleri, şimdiki sözüm de size.
Bedenimiz bize aittir. Kaç çocuk doğuracağımıza bu çocukları hangi yöntemle dünyaya getireceğimize , kürtaj yaptırıp yaptırmayacağımıza, nereye kadar okuyacağımıza ve hangi işi yapacağımıza biz karar veririz.
Elinizi bedenimizden ve hayatımızdan çekin!
İktidarsızlığınızın iktidarını bizim hayatımız üzerinden yaşamayın.
Bizim beklemeye, tek bir kadını daha kaybetmeye tahammülümüz yok.
Tüm kurumları ile erkek egemenliğine ve erkek şiddetine itiraz ediyoruz. Sonucunda ölüm de olsa direnmeye, hayatımızı değiştirmek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Sizleri hemen, üstlendiğiniz sorumluluğu yerine getirmeye çağırıyoruz.
14 Mayıs 2012 Pazartesi
Anneler Günü
Tüm bayanların Anneler Günü kutlu olsun. Kimi anne, kimi anne olacak, kimi anne yarısı, kimi anne kadar şefkatli ve sevecen tüm bayanların...
Eşim ve oğlum bana güzel bir hediye yapmışlar bu ilk anneler günüm için. İkisini de çok seviyorum ve çok teşekkür ederim. Ayrıca Babalar Günü için ne yapsam da hakkını versem bilemiyorum; işim çok zor. Çıta epey yükseldi. İşte hediyem...
Eşim ve oğlum bana güzel bir hediye yapmışlar bu ilk anneler günüm için. İkisini de çok seviyorum ve çok teşekkür ederim. Ayrıca Babalar Günü için ne yapsam da hakkını versem bilemiyorum; işim çok zor. Çıta epey yükseldi. İşte hediyem...
28 Şubat 2012 Salı
Eyvah Kocam Horluyor!
Evlenir evlenmez bu sorunu yaşayanlar için ne acı bir durumdur! Bizde 5. evlilik yıldönümümüzden sonra başladı fısır fısır fısırdayarak uyumalar. Ses etmemiştim birşey olmaz diye; ama görüyorum ki bir sene sonunda fısırdamalar gök gürültüsüne dönüyormuş. Bence siz siz olun da benim gibi geç kalmayın, fısırdarken sorunu çözün...
Horlayan kocanız belki de sizi rahatsız etmiyordur, ne güzel! Uyumaya devam öyleyse...
Yeni anneler - benim gibi - en ufak bir bebek mırıltısını bile duymaya, başka odada da olsa bebeğin döndüğünü bile anlamaya başladıklarından eşinin yanında hafiften horlaması bile çok fazla desibelli gelir. İlk zamanlar boş odaya eşimi gönderen ben, artık aradaki kapıları da sıkı sıkı örtüp kendim kaçar oldum gecenin bir vakti. Sonra da bebişin kapısını kapatıyorum ki o da gürültüden rahatsız olup da uyanmasın. Malesef bazen, dün akşamki gibi mesela, kapılar yetmiyor gürültüyü örtmeye, bebek de uyanıp ağlıyor; uykunuz açılıyor zaman geçtikçe, uykunuz kaçtıkça horultuyu daha çok duyuyorsunuz, horultuyu duydukça daha çok sinirleniyorsunuz, sonra aklınıza blog yazmak geliyor bu konuda sabahın 2'sinde. Ne yazacağınızı düşünüyorsunuz ve tabii uykunuz kaçtığı için eşinize teşekkür maili gönderiyorsunuz öncelikle!
Horlayan kocanız mı var, işte çözümler diyen internet sayfalarında bir umut geziniyorsunuz...
1- Akşamları az yemek; denedim, işe yaramıyor...
2- Düzenli egzersiz; deniyor, işe yaramıyor...
3- Pijamasının sırtına top dikme; sırt üstü yatmasın diye ama bizimki yüzükoyun da horluyor, denedik işe yaramıyor...
4- Burun üzerine takılan bantlar; denedi, işe yaramadı...
5- Carvol adlı buğu yapıcı ve nefes açıcı cihaz; bebek için almıştık, bizim odada denedik, oda mentollü orman gibi koksa da işe yaramadı...
6- Yüksek yastık; bazen işe yarasa da bir süre sonra yastıklar yeri boyluyor...
7- Fazla kilodan mı dedik; kilo verdi, olmadı...
8- Yeşil çay; Earl Grey, siyah çay ve diğer bitki çayları da denenmiştir...
9- Doktor tavsiyesi; gittik ama egzersiz yap falan filan demekle yetindi...
10- Akşamları karbonhidrat ve süt ürünleri yememek; denedik, birşey farketmedi...
11- Eşinizi ve horlamasını blog yazınızda kullanıp herkese ilan etme; deniyorum, akşama göreceğim...
Eee denenmiş ve başarıya ulaşmış yöntemleriniz varsa acil cevap beklerim...
Resim: http://www.flickr.com/photos/wallyg/2959791979/
23 Şubat 2012 Perşembe
İngiliz Ehliyeti
Ne zamandır ertelediğim İngiliz ehliyetini alma olayı son zamanlarda aklımdan çıkmıyor. 2012 yapılacaklar listesinde en ön sıraya yerleştirdim nihayet!
Ehliyet olayını gözümde çok büyütüyorum. Nedenlerine gelince;
1- Yaştan ötürü olsa gerek 'kafam basmıyor' bazı şeyleri,
2- Çocukken geçirdiğimiz trafik kazası beynimin bir yerlerinde beni engelliyor olabilir,
3- Her zaman zengin olup şoförüm olsun da beni ordan oraya taşısın hayalim,
4- Çocukluktan beri etraftan gelen 'Sen yapamazsın, sen edemezsin' yakıştırmaları,
5- 18 yaşımda T.C. ehliyetini alırken annemle araba çalıştığımız günler ve her çalışmada tartışmamız,
6- Ehliyet sınavında arkada oturan görevlinin 'Gel bakalım sen çok gülüyordun sabahtan beri, nasıl kullanıyorsun göreceğiz şimdi!' diyerek beni tanımadan yargılaması, (Gülmek suç mu? 18 yaşında bir genç kızın gülmesi, eğlenmesi, arkadaşlarıyla şakalaşması suç mu yahu?)
7- Birisine zarar verebileceğim düşüncesi - tavuk ezmişliğim var da!
8- Yarı yolda arabayı çalıştıramazsam, insanlar korna çalıp bağırırsa yerin dibine girerim düşüncesi,
9- İstanbul'da yaşadığım zamanlar arabam yoktu,
10- Duyduğuma göre İngiltere'de ehliyet almak danaya hendek atlattırmaktan zormuş, vs...vs...
Aramak isteyince bahane çok tabii!
Birkaç ay evde bebekle olduktan sonra, havalar bebek arabasını alıp yürüyüşe çıkmak için çok soğuk olduğunda ve yüz yaşındaki kadınların bile yürüyemeyip araba kullandıklarını gördükten sonra 'Ben neden yapmayayım?' demeye başladım. L (Learner) lisansımı almıştım zaten geçen senelerde. Hemen ders almaya başladım. Şimdilik iyi gidiyor; bazen bebeğimi ve babasını da gezdiriyorum arabaya atıp. Henüz ehliyet alacak kıvama gelmesem de!
Gelelim İngiltere'de ehliyet almaya... Çok mit var bu konuda. Kimi 10. kez sınava girip de hala geçemiyor pratik testi, kimi bir sene boyunca ders alıyor ki dersin saati de minimum 20 sterling! Sınav ücretleri ile bir servet sayılabilir. Avrupa Birliği ülkelerinden gelenler gene bir ücret karşılığı İngiltere'de geçerli ehliyete sahip olabiliyor. Avrupa Birliği dışındaki ülkelerdenseniz -Türkiye gibi- ilk bir sene kimse ehliyet sormuyor tabii kendi ülkenizden geçerli ehliyetiniz olduğu sürece. Birinci seneden itibaren buranın ehliyetine başvurmanız gerekli. Önce L (Learner) ehliyetine başvuruyorsunuz Post Office aracılığıyla. Birkaç belge ve ücret karşılığında herkese 10 yıllık L ehliyeti veriliyor. L ehliyeti ile araba kullanabiliyorsunuz ancak yanınızda en az 3 senelik İngiliz ehliyeti olan biri olmalı. Şu an benim durumum böyle. Daha sonra teori ve pratik sınavlarına girip ehliyetinizi almanız gerekiyor. Görünüşe göre İngiltere Hükümeti için çok iyi bir kazanç kaynağı bu ehliyet işi. Ders aldığım adamın dediğine göre ortalama 2-3 kez sınava girmek gerekiyormuş. İlk defasında ehliyet alanların oranı %40'lardaymış. Tabii bu sayıya 17 yaşındaki gençler de dahil, Türkiye'de yıllarca direksiyon sallamış kişiler de. Ehliyet almak mı daha kısa sürer yoksa Türkiye'nin AB ülkeleri arasına girmesi mi?
Resim kaynağı:http://www.flickr.com/photos/mediamuseumevents/4367779232/
15 Şubat 2012 Çarşamba
Bu Benim Blog'um!
Baktım ki bebek yazıları, Alaz'ın gezme hikayeleri almış başını gidiyor; buna bir son vermeye karar verdim. Bloğumu Alaz'ın bebek yazılarına, tabii ilerde de çocuk yazılarına kaptıracak değilim. Zaten tırnağımın ucuna dek beni, eşimi, evimizin bir odasını, yavaş yavaş salonu ve mutfağı, annemi, ailemin diğer fertlerini, akşam pub'a gidip bira içme özgürlüğümü, romantik akşam yemeklerini, kafamıza estiği an çıkılan tatilleri, hadi deyip arabaya atladığımız günleri, gece deliksiz uykularımı, elime kitap alıp okuduğum anları, işi gücü bırakıp koltuk ve televizyona ayırdığım akşamları ve daha aklıma gelmeyen neler neleri elimden aldı. Bir de göz göre göre bloğuma el koymasına izin vermiyorum!
Sonunda bir site satın aldım; bundan böyle Alaz'ın gezilerini gezginanne'den takip edebilirsiniz.
Sonunda bir site satın aldım; bundan böyle Alaz'ın gezilerini gezginanne'den takip edebilirsiniz.
Etiketler:
Bebek,
Ordan Burdan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



